mecidiyekoyilan.com sisliclub.com bakirkoynet.com halkalibeste.com avcilartasarim.com sirintepeevleri.com bahcesehirkonut.com taksimpark.com besiktastayim.net kartalpartnerler.com mykadikoy.com umraniyeilan.com anadoluchat.com maltepeozel.com ankabeylikduzu.com opendik.com avrupasabah.com kocaeligrafiktasarim.com niceantalya.com atakoykbb.com eskisehireleman.com muglafethiye.com sakaryagunlukkiralik.com muglalilaremlak.com malatyayolyardim.com denizliavize.com konyakonutborsasi.com kayseriliforumu.com ankaraenglishtime.com bursawikipedia.com neizm.com

Çorum Evden Eve Nakliyat Alaca Evden Eve Nakliyat Bayat Evden Eve Nakliyat Boğazkale Evden Eve Nakliyat Dodurga Evden Eve Nakliyat Kargı Evden Eve Nakliyat İskilip Evden Eve Nakliyat Laçin Evden Eve Nakliyat Oğuzlar Evden Eve Nakliyat Mecitözü Evden Eve Nakliyat Çorum Evden Eve Nakliyat Osmançık Evden Eve Nakliyat Süngürlü Evden Eve Nakliyat Uğurludağ Evden Eve Nakliyat

petshop

Muğla escort

Niğde'nin Kaybolan Silüetleri

Kültür 04.03.2022 - 15:06, Güncelleme: 04.03.2022 - 15:06 5045+ kez okundu.
 

Niğde'nin Kaybolan Silüetleri

Araştırmacı Yazar Mehmet Baş, tarihsel araştırmalarını kaleme alarak Niğde Tarihine ışık tutuyor.

Çocukken at arabalarına asılır arabacının vurduğu kamçı ile nerden geldiğimi şaşırırdım. Tek serveti biriktirdiği gazoz kapakları ve bilyeler olan çocukların anlattığı bir masalın gökten düşen üç elmasından biriydi hüznüm. Kanayan yarama bir yara bandı gibi yapıştırırdım fiş dosyamdaki sessiz harfleri. O vakitler, günler uçurumların kenarında koşan atların yelesinde takvimsiz akşamları çağırırdı. Akşamlar Torosların kızıllığında koyunların çan seslerine karışırdı. Akşam ezanı okunurken sokaklar telaşlı bir çocuk sesine karışır evlerin önünde saçlarına yeni ak düşmüş al yazmalı annelerin çağrısı yankılanırdı. Şimdi ne o evler ne o anneler ne de o at arabaları kaldı. Şimdi hayat ıssız bir çöl gibi asansörlerin sırtında bir kattan başka bir kata taşınıp duruyor. Şimdi hayat taksitlere bölünmüş kabusların ardı sıra geçip gidiyor. Tüm bu olup bitenler arasında insan bir noktada duruyor ve kayıplarını aramaya başlıyor. Çoklarının kendini çaldırdığından kaybolup gittiğinden dahi haberi yok. Anılar siyah beyaz fotoğraflar gibi bit pazarına düşmüş albümlerin içinde sararmış resimlerin arasında unutulup gidiyor. Şimdi hatıraları bir mektup gibi okuyorum da; belkide o vakitler hayat Niğde'nin o soğuk zemherilerinde bakkaldan leblebi tozu almış bir çocuğun burnunu çeke çeke siyah önlükler içinde okuldan eve dönüşüydü. Belkide hayat yeni alınmış lastik ayakkabıları sevinçten bağrına basıp uyuyan çocukların alınyazısında nakışlanan eski bir rüyaydı. Nereye gidersem gideyim nerden bakarsam bakayım Niğde bir kutup yıldızı gibi duruyordu göğümde. Ve ben bildim bileli yalnız bırakılmış bir şehirdi . Onda sahillerin şımarıklığı onda ovanın hırçın kalabalığı hiç bir zaman olmadı. O vakitler yoksul evlerin tüten bacalarından göğe bir dua gibi yükselen dumanlarıyla vakarın yoksulluğun ve garibanlığın şehriydi. Caddeler ışıklı tabelalar ile donanmamış tek katlı evlerin üstüne betondan kabuslar üst üste bindirilmemişti. Dört tarafında suların çağladığı ağaç hışırtılarının bir müzik gibi çınladığı günlerdi o günler. Kış günlerinin buz tutmuş saçakları altından geçerken Niğde yüzüme bir şamar gibi değen ayazıyla bana kendi yalnızlığından bir hisse yaşatıyordu. Gerçekten insan yaşadığı coğrafyanın emzirdiği bir çocuktu. İnsan zamanla yaşadığı toprağa benziyordu. Şimdilerde içimde ıssız trenlerin gelip geçtiği bitmeyen bir bozkır uzanıyorsa sebebi bu topraklar olsa gerektir. Yıllar pansumansız bir yara gibi gelip geçerken ve plastik çiçekleri andıran suratlarda sahici bir gülüşün izini ararken neden insan kendine sığınacak bir liman arıyor. Neden insan gördüğü bu rüyaya tabir arayıp duruyor. İçimde kentlerin bir deniz gibi uğuldayan sesi. Kalbim kendinden başka gidecek kimsesi olmayan öksüz bir çocuk gibi Allah'ın huzurunda boynunu bükmüş öylece bekliyor. Şimdi düşünüyorum da, ah zavallı hüzün sığınacak bir yer bulamadın da geldin benim kalbime mi sığındın. Ezelden ebede doğru bir rüzgar esiyor işte. Küllenmiş bir ateşin korlarını önüne katmış elinde akşamın kırık kadehleri bir ordan bir burdan esip duruyor. Alnımda kaderin uçsuz bucaksız sahralarının adresi kaderimin kapısında bitmeyen bir nöbetin tekmilini verip durmaktayım. Evet; Niğde'nin etrafını saran dağlar insanın yalnızlığını daha da artırıyor. Bir suyun susadığını bir çeşmenin susuzluğunu anlatır gibi anlatıyor insana garipliğini bu şehrin akşamları. Geçmiş ve geleceğin yorgun süvarileri oklanmış atların sırtında güneşten mızraklarıyla gelip geçiyorlar önümden. İçimde bitmeyen yağmurların ürpertisi. Ben ağlıyorum Niğde ağlıyor bulutlar ağlıyor. 
Araştırmacı Yazar Mehmet Baş, tarihsel araştırmalarını kaleme alarak Niğde Tarihine ışık tutuyor.

Çocukken at arabalarına asılır arabacının vurduğu kamçı ile nerden geldiğimi şaşırırdım. Tek serveti biriktirdiği gazoz kapakları ve bilyeler olan çocukların anlattığı bir masalın gökten düşen üç elmasından biriydi hüznüm. Kanayan yarama bir yara bandı gibi yapıştırırdım fiş dosyamdaki sessiz harfleri. O vakitler, günler uçurumların kenarında koşan atların yelesinde takvimsiz akşamları çağırırdı. Akşamlar Torosların kızıllığında koyunların çan seslerine karışırdı.

Akşam ezanı okunurken sokaklar telaşlı bir çocuk sesine karışır evlerin önünde saçlarına yeni ak düşmüş al yazmalı annelerin çağrısı yankılanırdı. Şimdi ne o evler ne o anneler ne de o at arabaları kaldı. Şimdi hayat ıssız bir çöl gibi asansörlerin sırtında bir kattan başka bir kata taşınıp duruyor. Şimdi hayat taksitlere bölünmüş kabusların ardı sıra geçip gidiyor.

Tüm bu olup bitenler arasında insan bir noktada duruyor ve kayıplarını aramaya başlıyor. Çoklarının kendini çaldırdığından kaybolup gittiğinden dahi haberi yok. Anılar siyah beyaz fotoğraflar gibi bit pazarına düşmüş albümlerin içinde sararmış resimlerin arasında unutulup gidiyor.

Şimdi hatıraları bir mektup gibi okuyorum da; belkide o vakitler hayat Niğde'nin o soğuk zemherilerinde bakkaldan leblebi tozu almış bir çocuğun burnunu çeke çeke siyah önlükler içinde okuldan eve dönüşüydü. Belkide hayat yeni alınmış lastik ayakkabıları sevinçten bağrına basıp uyuyan çocukların alınyazısında nakışlanan eski bir rüyaydı.

Nereye gidersem gideyim nerden bakarsam bakayım Niğde bir kutup yıldızı gibi duruyordu göğümde. Ve ben bildim bileli yalnız bırakılmış bir şehirdi . Onda sahillerin şımarıklığı onda ovanın hırçın kalabalığı hiç bir zaman olmadı. O vakitler yoksul evlerin tüten bacalarından göğe bir dua gibi yükselen dumanlarıyla vakarın yoksulluğun ve garibanlığın şehriydi. Caddeler ışıklı tabelalar ile donanmamış tek katlı evlerin üstüne betondan kabuslar üst üste bindirilmemişti. Dört tarafında suların çağladığı ağaç hışırtılarının bir müzik gibi çınladığı günlerdi o günler.

Kış günlerinin buz tutmuş saçakları altından geçerken Niğde yüzüme bir şamar gibi değen ayazıyla bana kendi yalnızlığından bir hisse yaşatıyordu. Gerçekten insan yaşadığı coğrafyanın emzirdiği bir çocuktu. İnsan zamanla yaşadığı toprağa benziyordu. Şimdilerde içimde ıssız trenlerin gelip geçtiği bitmeyen bir bozkır uzanıyorsa sebebi bu topraklar olsa gerektir.

Yıllar pansumansız bir yara gibi gelip geçerken ve plastik çiçekleri andıran suratlarda sahici bir gülüşün izini ararken neden insan kendine sığınacak bir liman arıyor. Neden insan gördüğü bu rüyaya tabir arayıp duruyor. İçimde kentlerin bir deniz gibi uğuldayan sesi. Kalbim kendinden başka gidecek kimsesi olmayan öksüz bir çocuk gibi Allah'ın huzurunda boynunu bükmüş öylece bekliyor.

Şimdi düşünüyorum da, ah zavallı hüzün sığınacak bir yer bulamadın da geldin benim kalbime mi sığındın. Ezelden ebede doğru bir rüzgar esiyor işte. Küllenmiş bir ateşin korlarını önüne katmış elinde akşamın kırık kadehleri bir ordan bir burdan esip duruyor.

Alnımda kaderin uçsuz bucaksız sahralarının adresi kaderimin kapısında bitmeyen bir nöbetin tekmilini verip durmaktayım.

Evet; Niğde'nin etrafını saran dağlar insanın yalnızlığını daha da artırıyor. Bir suyun susadığını bir çeşmenin susuzluğunu anlatır gibi anlatıyor insana garipliğini bu şehrin akşamları.

Geçmiş ve geleceğin yorgun süvarileri oklanmış atların sırtında güneşten mızraklarıyla gelip geçiyorlar önümden. İçimde bitmeyen yağmurların ürpertisi. Ben ağlıyorum Niğde ağlıyor bulutlar ağlıyor. 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve boradair.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
vip bayan